Translate

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Özlemek

Mesafeyle ilgili değildir, sevginizin kat sayısıyla alakalıdır aslında. Sürekli hissedersin, ama bazen sancısı öyle bir vurur ki. kıvranırsın. hiçbirşey yapmak istemezsin. Önünde bekleyen tüm işler gözünde büyür, gözlerin ağırlaşır, ruhun daralır, uzanıp uyumak istersin yatağa kavuşamazsın. yatağa kavuşursun uyuyamazsın.
 
Zordur, boktandır. Sarılmayı öpmeyi geçip ''uzaktan bir kere görsem yeter.''der bazen insan. Telefona olan mahkumiyet yüzünden tiksinir insan teknolojiden de, sevgisinden de.
Böyle ayrı gayrı mı geçecek zaman? Evet. beklemekle geçecek zaman, göremeden, sarılamadan, göz göze gelip kopamadan, bakışamadan,öpemeden ve yapamadığınız bir sürü şeyin sadece özlemini çekerek geçecek zaman.
Ben kötü değilim, durum bu. Beklemek kolay mı sanki?

Sevgiliyi özlersiniz; çünkü o yanınızda yokken boş hissedersiniz; evet kalbiniz onun sevgi ve aşkıyla doludur; durup dinlenmeden aklınız neyle meşgul olursanız olsun onu düşünüyordur; ama... Şurada, yanınızda olsa; elinizi tutsa, sadece ona uzun uzun bakabilseniz bile yetmez mi size? Yeter, yetmeli aslında...

Fiziksel bir özlemin daha fazlasıdır sevgiliyi özlemek. İnsanın çok yoğun bir biçimde sevip, yokluğunda bile yanındaymış gibi hissetmesidir. Nereye baksanız onu görmek, her şeyi onunla ilişkilendirmektir...

Sevgiliyi özlemek güzeldir. Ağlatır, acıtır ama o'nu özlüyor olmak bile mutlu olmak için yeter zaten sana. Tedavisi olmayan bir hastalıktır.

5 Şubat 2014 Çarşamba

HER ŞEY GÜZEL OLACAK

Zaman zaman için acır. Bilir misin bunu? Bildiğine eminim. Böyle sikimtrak bi ağrı giriyo ya.

Sabit bi yere kitlenip sürekli düşünmek, ağrının derinleşmesi, yaş akmasın diye göz kırpmamak, o biriken yaşların kendiliğinden kurumasını beklemek, derin nefes alıp bi sigara yakmak, çektiğin dumanı izmaritin ateşine üflemek, tekrardan dalmak. Siktiğim sigarasının logosundan irtibat nosuna kadar herşeyini incelemek. Bütün bunlar bi savaş aslında. Bütün bunların anlamı o yaşı kurutmak için oyalanmak aslında. O yaş aktığı zaman kaybedersin.


Sırtını duvara verip bi sigara daha yakarsın. Düşünmekten uyuşmuş kafanı dumanı yukarı üflemek için kaldırırsın ve dersin ki;


Bi'daha kaybetmicem amına koyim...


Kaybedeceğini bilerek...


-Kaybettin yine...
-Alıştım sorun değil…
-Engel olamadın değil mi yine?
-Görüyosun işte amına koyim.
-Engel olma zaten bırak aksın…
-Tamam
-Ahah kasma lan suratını şekilden şekile girme bırak aksın rahatla sıkma kendini
-Olm lan…
-Deme bişey deme…
-Kazanmak istiyorum lan…
-Sen kazanamazsın..İki kutba ayrılan bu oyunda sen hep kaybedenlerden olacaksın..Kazanmak sana göre değil..Bu baştan belirlenmiş bi olay. İstediğin mücadeleyi ver sonucunda yine kaybedeceksin. Bunu çok iyi biliyorsun sadece her düştüğünde kalkmak için kazanman gerektiği fikrini benimseyip güç alıyorsun. Hep kaybedeceksin be canım üzgünüm ama hep.
-Belki bug olur lan olmaz mı? He belki bi karışıklık olur ben diğer tarafa geçerim?
-Ahahaha şu çene altında biriken yaşlar kadar temiz ve safsın lan. Aslında sana bu oyunda yer bile yok..
-Peki nolcak böyle? Nereye kadar devam edecek?
-Çok çok çok level var daha önünde.
-Sonra? Kazanacak mıyım? Mutlu olacak mıyım?
-En azından göz kapağı skilini açarsın…


Yaşlar içine akar..


Unutma içine akan her yaş fazladan exp verir...




16 Kasım 2013 Cumartesi

Sevgiliye Mektup...

Senin kadar konuşmadım, senin gibi gözlerimi gözlerine mıhlamadım hiç. 
Senin gibi açıkça da söylemedim seni sevdiğimi.
Senin gibi değildim ama sendeydim; senin yanında.

Yakınlık ne mekandadır ne de zamanda. Doğruymuş. Yakınlık hissettiğin her anın içinde, özündeymiş. Hissettiğim ya da seni düşündüğüm her an yanımdasın, hep yanımdasın. hiç uzak değilsin bana ve hiç uzak değiliz bize. 
Ben sende uzağı bilmedim zaten. Zannederdim ki aradaki yollardır uzağı dile getiren. hayır, yollar uzaklık değilmiş. yollar sabırmış, yollar sevgiymiş, yollar senmişsin.

sen sabır, sen sevgi, sen bekleyen, sen beklenensin...

Ama tabi şöyle bişey de var:

Zorluğun ne demek olduğunu insan başına gelince anlıyor. 
Kolay değilmiş. Sensizlik kolay değilmiş.

Seni görmeden, senin yanında olmadan geceleri gündüz yapmak, gündüzleri geceye bağlamak zormuş. Her sabahım sen yanımda olmasan da senle başlıyor. Bu yüzden belki de sabahları umutla uyanmam. Her günümün sonunda senin sesinle yorgunluğumu atacağımı bilmemdir bunca zorluğa katlanıyor olmam.

İnsan sevdi mi o yanında olsun istermiş. İnsan sevdi mi başka türlü bağlanırmış. İnsan sevdi mi en küçük sözden alınırmış. Sevginin hassaslığı, sevginin olması gerekeniymiş bunlar. Bunu bilerek çıkmışız yola, bunu bilerek sabretmişiz. Hep bilerek hareket etmişiz. 
Sen beni bilmişsin, ben seni bilmişim. Seni bildiğimden, beni acıtmak istemediğini bildiğimden söylenen sözlerin hepsini unutmuşum.
Acı sadece özlem de. Özlemin bitecek olması acıyı katlanır kılan. Sevda buymuş, sevda katlanabilmek, sevda her şeye rağmen göğüs gerip sevmekmiş.
ve sana;
dikenler içindedir gül, bunca zorluğun ardındadır tüm kolaylıklar. ve kavuşmanın diğer adıdır "özlem"...

20 Ekim 2013 Pazar

Bazen...

Bazen gidemezsin en çok olmak istemedeğin yerden. Bazen rüzgarı arkana alıp yol almak varken hayatta, dik yokuşların yalnız yolucusu olursun.
Bazen konuşma ile susmanın çaresiz kaldığı anların olur. Geçmişin anıları, kurulan hayallerden kalan harabe bir gözyaşı, seni susarken konuşturur. 
Bazen bir kara kediden düşer aklına, bazense birbirini sizden daha az seven iki çiftin mutluluk saçan gülümsemelerinden.

Bazense unutmuş gibi yaparsın. Kendini kandırmak var ya hani, kendini aptal yerine koyup kendine yalan söylemek, aptal olmak bazen iyi gelir.
Bazense ölüm geçer ondan öteye.
Yaşamanın imkansıza boyun eğdiği anlar olur.
Durmaz ya hani içindeki intihar depreminin artçıları.
Yıkılmak istersin bir şehir boyu. 
O şehirde sikerler anani haberin olmaz...

16 Ekim 2013 Çarşamba

Sıkıldın mı?



Soğuk ve puslu bir yolda ilerliyor yalnız adımları ile birlikte adam.

Çok şey yaşamıştı hayatta, hayatın ne demek olduğunu çözmüştü, belki hayatın ne demek olduğunu çözmüş olduğu için yalnızdı.

Çok yalnızdı, kulaklarında pantolonun paçalarından gelen sesler vardı sadece.

Sokak lambalarına doğru üflediği sigara dumanının tadını çıkarmaya çalışıyordu.

Eve yavaş yavaş yürüyordu, çünkü bir acelesi yoktu.

Bekleyeni de yoktu...


Hiç bir şeyi yoktu hayatta,

Yaşamaya bir nedeni bile yoktu, ama sıkılıyordu işte.

Ölmekten bile sıkılıyordu...


Oysa sormayı da unutmuştu, hayatı mı çözmüştü yoksa, sadece, gördüğü kadarını mı?


Belki de sadece kendindendi sıkılışı, mesele beklemekti. Beklenilmek değildi belki de. 

Ölmekten bile sıkılıyor muydu yoksa ne uyuyası vardı, ne de uyuyunca uyanası mı? 

Peki hiç uyanmış mıydı gerçekten? 

Ya da uyuyabilmiş miydi hiç, o kadar vazgeçebilmiş miydi?

6 Eylül 2013 Cuma

Yaşamalıydık...

Leopar sikinden damlayan mutluluğu antilop amcığı tadındaki hayatla harmanladık aslında iyi çocuklardık pelikan götü kadar yumuşaktı duygularımız angus taşşağı kadar iriydi hislerimiz ve trex yarrağı kadar sertti bakışlarımız. Orangutanın meme ucunda bulduk sevdamızı panaromik gözüken fare amına aldırış etmeksizin yaşadık aşkımızı. Hatayı nerde yaptık bilmiyorum ama su aygırının göt deliği gibi büyüktü cezamız. Pelikan dübüründe tutsak edildik flamingo siki bakışlı gardiyanların elinde. Fas sınırında topallayan çakal yarrağı gibi halsiz kaldık. İlerliyoduk kurbağa spermi gibi berrak sona doğru.. Çılgınlar gibi sevişen kırlangıç iniltileri arasında ilerliyoduk..Ceviz ağacı tepesinde masturbasyon yapan gorilin baygın gözlerinde görürken kendimizi ceylanın dar vajinasındaki engebeli yollara takılıp düştük.

Soruyorduk kendimize keklik siki gibi neden neden diye..

Tam cevabı bulmuşken boynumuza dolanan yılan yarrağı kesti nefesimizi..

Sıyrılmak için çabaladık kanguru penisi gibi..

Dur dedik.. Dur.. Daha vaktimiz var..

Yaşamalıyız... Yada yaşamalıydık

Yaşamalıydık okaliptüs ağacının gölgesinde vişne likörü içip taşşağını sıvazlayan sincap gibi..

Yaşamalıydık Benin kırsalında bakışlara aldırış etmeksizin su samuru siken sırtlan gibi..


ve Yaşayacağız akreplerin çiyanların solucanların götümüzü sikimizi kemireceği güne kadar..

HASTALIK BU...

Ne zamandır yazmıyordum bi yazayım dedim.

Her neyse ''nerelerdesin?'' diye soranlara iş güç dediğim klasik akşamlardan birine daha hoşgelmişken biraz içimi ve beynimi boşaltim dedim. Mal gibi yaşıyoruz şimdi sana bunu hiç sorguladın mı demicem muhakkak sorgulamışsındır ama harbiden mal gibi yaşıyoruz amına koyim.

Hasta olmak kötü moruk. Baş ağrısı gibi ama değil 2-3 Arveles bile kesmeyince anlıyosun sorunun beyinde olduğunu.

-Olmayan beyninde mi ?
-La bi dur amına koyim yazının sonuna doğru gel sen.
-Tamam tamam.

En ufak bi ayrıntıyı atlamaksızın saatlerce düşünmek berbat bişey. Bunu hiç tattın mı? Tatma sakın. Zeytin ezmeli sütlaçın ya da frambuazlı gergedan sikinin tadı daha güzeldir bundan emin ol. ''Vay kardeşim nasılsın ya ehehe'' diyenlere ''iyiyim seni sormalı kardeşim ehehe'' derken bile canın yanıyo la iyi değilim ki olum yarrak gibiyim berbatım sırf ''kötüyüm'' dediğimde ''hayırdır ya'' ile sohbeti uzatıp sikilmiş beynimi daha çok sikmemen için diyorum bunu.


Sırf para için istemediğim sevemediğim bir işte aylardır çalışarak orospuyla aranda fark bırakmayan bir hastalık bu...


Elini tutup doya doya baktığın kızın gözlerinde yalan gördürten ve aslında o yalan sensin amına koyim diye düşündürten bir hastalık bu.


Allah bebekleri filan niye sakat yaratıyo anne diye sordurtacak kadar masum, ibret alsınlar diye cevaplatacak kadar cahil bi hastalık bu.


ve en önemlisi O'nunla arama girip herşeyi sikip atan bir hastalık bu.


Beynim ağrıdı yine


-Olmayan beynin mi?
-Heh... Hoşgeldin ibnenin evladı.
-Hoşbulduk moruk. Bi sigara ver bakim.
-Al..
-Ooo değişmişin hacı Camel mi o ?
-Değişmedim param yoktu sadece. Camel camdan el ahahaha
-Gene absürdler kelimeler mizahlar he.
-Aynen moruk bak bitane daha yapıyorum bak bak CAMdan ELçetin ahahahaha.
-Hay ben senin soyunu sopunu sikeyim ya.
-Ahahaha
-Bak bitane de ben yapim o zaman bak bak..
-Hadi yattım ben..
-La dinle bi hişş.. Lan dinle bi aloooo...
-ZzZzZzZzZz..
-Orospu çocuğu!